Millî Eğitim Bakanlığı, eğitim kurumu yöneticiliğine giden yolu hiçbir kamu kurumunda olmadığı kadar her geçen gün anlamsız bir şekilde daha da zorlaştırıyor. Yazılı sınav, puan barajı, boş kadro sayısının yalnızca bir buçuk katı kadar adayın yönetici yetiştirme programına alınması, Millî Eğitim Akademisi tarafından verilen eğitim, program sonunda yapılan zorlu ikinci sınav ve nihayetinde en ufak bir soruşturmada bile görevden hemen alınabilen, asli görevi olan öğretmenlik yanında sadece dört yıllığına “ikinci görev” olarak yapılan görevlendirme…
Aslında bütün bu aşamalar, eğitim kurumu yöneticiliğinin sıradan bir görev olmadığını açıkça ortaya koyuyor. Bakanlığın kendi oluşturduğu sistem bile okul yöneticiliğinin özel bilgi, beceri, liderlik ve yöneticilik yetkinliği gerektiren profesyonel bir görev olduğunu kabul ediyor.
Peki, böylesine ağır ve seçici bir süreçten geçen eğitim yöneticilerine hangi statü veriliyor?
“İkinci görev.”
İşte asıl çelişki tam da burada başlıyor.
Bir taraftan yönetici adaylarından üst düzey yeterlilik bekleniyor, diğer taraftan bu görev hukuken hâlâ “ikinci görev” olarak tanımlanıyor. Eğer okul yöneticiliği gerçekten ikinci görev niteliğindeyse, neden böylesine ağır, çok aşamalı ve elemeye dayalı bir süreç uygulanıyor? Kamu yönetiminde benzer nitelikte başka hangi kurumda ikinci görev için yazılı sınav, akademi eğitimi, ikinci sınav ve periyodik değerlendirme zorunluluğu bulunmaktadır? Bunun bir örneği de yoktur.
O hâlde şu sorunun cevabı verilmelidir: Profesyonel yeterlilik gerektirdiği kabul edilen bir görev, nasıl olur da hâlâ “ikinci görev” olarak tanımlanabilir?
Okul yöneticileri yalnızca evrak imzalayan ya da yazışmaları takip eden kişiler değildir. Eğitim-öğretimin planlanmasından insan kaynaklarının yönetimine, bütçe ve mali işlemlerden okul güvenliğine, kriz yönetiminden veli ve paydaş ilişkilerine, mevzuatın uygulanmasından akademik başarının artırılmasına kadar çok geniş bir sorumluluk alanını omuzlamaktadırlar. Bu görev artık tartışmasız biçimde profesyonel bir yöneticilik mesleğine dönüşmüştür.
Buna rağmen eğitim kurumu yöneticiliğinin özlük hakları, mali hakları ve hukuki statüsü bakımından hâlâ ikinci görev kapsamında değerlendirilmesi, Bakanlığın kendi oluşturduğu sistemle açık bir çelişki oluşturmaktadır.
Daha da dikkat çekici olan ise, yönetici seçme sürecinin her geçen gün ağırlaştırılması; buna karşılık yöneticilerin statülerinin ve haklarının aynı ölçüde güçlendirilmemesidir. Sorumluluk artıyor, beklentiler yükseliyor, süreç zorlaşıyor; ancak yöneticiliğin itibarı ve hukuki güvencesi yerinde sayıyor.
Üstelik bu süreç dört yılda bir yeniden başlayan bir belirsizlik döngüsüne dönüşmektedir. Görevini başarıyla yürüten bir okul yöneticisi bile yeniden eğitim programına katılmak, yeniden sınava girmek ve yeniden değerlendirmeye tabi tutulmak zorunda bırakılmaktadır. Sürekli sınanan, sürekli kendini yeniden ispatlamak zorunda kalan bir yöneticilik sistemi; kurumsal hafızayı, yönetsel istikrarı ve motivasyonu zedelemektedir.
Gerçek şu ki; güçlü eğitim sistemi, güçlü okul yöneticileriyle mümkündür. Güçlü okul yöneticileri ise ancak güçlü bir statüye, güvence altına alınmış özlük haklarına ve sürdürülebilir bir kariyer sistemine sahip olduklarında başarılı olabilirler.
Millî Eğitim Bakanlığı bir yandan okul yöneticiliğini akademi eğitimi, sınavlar ve çok aşamalı değerlendirmelerle profesyonelleştirmeye çalışırken, diğer yandan bu görevi “ikinci görev” olarak tanımlamaya devam ederek kendi politikasıyla çelişmektedir.
Artık bu çelişki sona ermelidir.
Eğitim kurumu yöneticiliği, her dört yılda bir yeniden eğitim ve değerlendirme cenderesine sokulan geçici bir görevlendirme olmaktan çıkarılmalıdır. 7528 sayılı Öğretmenlik Meslek Kanunu’nda gerekli değişiklik yapılarak okul yöneticiliği; statüsü ve kariyer sistemi belirlenmiş, özlük ve mali hakları güvence altına alınmış, profesyonel bir eğitim yöneticiliği mesleği olarak yeniden düzenlenmelidir.
Çünkü eğitim gibi stratejik bir alan, geçici görevlendirmelerle veya “ikinci görev”lerle değil; mesleki güvencesi sağlanmış, yetkinliği kabul edilmiş ve itibarı korunmuş esas görevi yönetici olan eğitim yöneticileriyle yönetilebilir.
Algı, Gerçeği Perdelediğinde Çöker
Re’sen Atama Hangi Aklın Kârı
Öğretmenlik Meslek Kanunu iptal davası
Emek varsa başarı vardır
Mutfak yangın yeri
Sağımızdaki yalanın gerçeği örtme çabası
Bir vakıf insanı, sendikacı Mithat Sevin
Eğitim çalışanlarının güçlü sesi, genel yetkinin değişmeyen adresiyiz
Sendikacılığın hokkabazları
Umudu yeryüzüne aşılamak için daha fazla gayret
Kitabın, davanın, vefanın hakkını veren adam: Erol Battal
Ne rakipsiniz ne de refik
Devlet yalan söylemez!
Destanımıza yeni bir sayfa daha ekledik
Popüler kültürün kutsallarına kurban verilecek hayatlarımız yok
Her başlangıç yeni bir ruh, yeni bir heyecandır
Uluslararası sempozyumumuzun ardından
Sabır, dayanışma, direniş, kararlılık, alın teri...
İlimle yönetemeyen, zulümle yönetir
İyilik örgütlü gücümüzle kazanacak
Gelecek sizinle daha iyi olacak
Truva atı ya da beşinci kol faaliyetleri
Bir halk destanı: 15 Temmuz
Gelecek günler daha güzel olacak
Türkiye Buluşmamızda yapay sınırları aştık
Öze yeni bir yolculuk zamanı
Seçimimiz Kumpasları Bozmalı
Kararlı mücadeleyle güçlü Kazanımlar
Yüreğe Düşen Loğ Taşı
İLKSAN'da Zorunlu Üyelik Dayatmasına Nokta Koyduk
Destanlarımıza destan ekleyen lider kadrolara selam olsun
Yeniden Bismillah
Adım Adım Yükseköğretim Tazminatı Mücadelemiz
MEB'in 'I am Sorry' Deme Lüksü Yok
Y.U. Sendikacılığı
Yönetmelik Durdurulduğunda Atanmışlar Yürür mü?
Özgür Üniversite ve Örgütlenme
Kariyer Basamakları Bariyer Basamaklarına Döndü
Özür Durumuna Bağlı Yer Değişikliği ve Yargı Kararları
MEB Hatasından Dönmelidir
MEB Mevsimsel Norm Güncellemesinden Vazgeçmelidir
Nerden Baksan Haksızlık Nerden Baksan Tutarsızlık!
MEB’e Acil Reçete
Üniversitelerde Özgürlük ve Özlük için Örgütlenme
Tahriklere Gelmeden Kararlı ve Sabırlı Olacağız
Yeni Bakan Avcı’nın Eğitimde Önceliği Ne Olmalı?
Öğretmenler; Ömer’in, Merhamet ve Adaletini Bekliyor
Resen Atamalarda da 40 Bin Defa Düşünüldü mü?
Yeni Yılda da İnşa Sürecinin Öncüsü Olacağız
Sorun Yaşayanda mı Yaşatanda mı?
Yeni Bir Medeniyetin İnşası ve Öğretmenin Değeri
Bu Kez Yanılmak İstiyoruz!
Toplu Sözleşme Süreci ve Üç Cephede Mücadele Etmek
Hükümet ‘Yunanistan’a Döneriz’ Edebiyatından Vazgeçmelidir
Kesintili Eğitim ve Manipülatif Yaklaşımlar
Anadolu Liselerine Öğretmen Seçimi Sınavına Girilmeli Mi?
Yolun Açık Olsun Yusuf Ziya Özcan Hoca
Ek Ödemede Eğitimcilerin Muadili Kim?
Köklü Değişim İçin Yeni KHK’lara İhtiyaç Var
Değişen Paradigma ve Hak Arama Kültürü
Son Toplu Görüşme’de Konfederasyonumuzun Kazanımları!
Usuls
Garip Bir Dava ve Sonrası…
Danıştay ve İsviçre’de Minareyi Yasaklayan Zihniyet!
18 Kasım Çarşamba Günü Meydanlardayız!
Eğitim Kurumlarına Yönetici Seçimi
Öğretmenlerin Beklediği Yönetmelik
Hedefe Emin Adımlarla!
Bu Yanlış Uygulamayla Nereye Kadar!
Öğretmenim! Bu Bir İLKSAN Hikayesidir
Kadro Sözü Üzerinden Bir Yıl Geçti
Sürekli Değişen Kurallar Hukuki Güvenceyi Zedeliyor
Sendikaların İşçi Arıları: Okul (İşyeri) Temsilcileri
Var Olsun Eğitim Bir Sen
Sivil Toplumun Gür Sesi Eğitim Bir-Sen
Kendi Filminde Figüran Öğretmen
Mali Kazanımlar
Bir Bilenle Bilge Nesil
Kararlı Adımlarla Güvenli Yarınların İnşasına Katkı Sunmak İçin Varız
Tarihin Doğru Tarafında Sendikacılık
YERYÜZÜ KARANLIĞI KALBİNİZLE AĞARIYOR
İNANCIN VE AZMİN GÜÇLÜ MİRASI: ZİRVELERİ AŞAN, GELECEĞE UZANAN KOCA BİR ÇINAR
KARAMAN’DA BİR AVUÇ İDRAKSİZİN KOPARTTIĞI FIRTINA
OKUL YÖNETİCİLİĞİ “İKİNCİ GÖREV” DEĞİL, ESAS GÖREV OLMALIDIR
İLKSAN’da Göz Boyayan İyileştirme